Planlayıcıya Başlamaya Başlamak

Herkese merhabalar 😊
Benim için yeni sayılabilecek bir başlangıcı sizlerle paylaşmak istedim. Ben yazmayı çok seviyorum. Hemen hemen her konuda yazarım. Günüm nasıl geçti, saçma sapan hikayeler falan yazarım canım sıkıldıkça. Ajanda kullandığım zamanlarda olmadı değil ama benim sistemim biten günü yazmak şeklinde oldu. Türkiye de kırtasiye ürünleri özellikle ajanda türündeki ürünler çok sade hatta yavan. Bir kaç yıldır youtubeden gördüğüm herhangi bir defteri planlayıcı haline getirmek videolarından keyif alıyorum. Ama açık konuşmak gerekirse hem çizimlerim çok kötü (gerçekten kötü 😊) hem de bu sistemi yapmak zamanımı fazla alacağı için; renkli, kullanırken bana keyif verebilecek bir ajanda (planlayıcı) araştırmasına girdim. Ve fiyatların düşündüğümden bir tık pahalı olduğunu gördüm. Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi karar vermem ve elime ulaşması baya zaman aldı. Sonunda bir planlayıcım var ve bu haftayı planlayarak yaşamaya karar verdim. Buradan da paylaşıyorum ki kullanmak zor gelirse alışmam için bir sebebim daha olsun. Bu şekilde keyifli zamanlarımın daha fazla altını çizebileceğimi ve günü daha verimli kullanabileceğimi düşünüyorum. Umarım öyle olur. Kullanmaya devam edebilirsem sizinle bunu paylaşmayı çok istiyorum. Bu konuda tekrar yazmak dileğiyle yazımı bitiriyorum. Sevgiler 😊

Etkileyen Şarkı

Herkese merhabalar 😊
Güneşli bir pazar gününde ev toplamalı oyalanmalı haller içindeyim. Uzun yıllardır tv izlemiyorum. İnternetten takip ettiğim dizilerim ve youtubem var. Ben bir iş yaparken genelde youtube açık olur ve sırasıyla önerilenler otomatik oynatılır. Bu sezonun yaz dizisi olan darısı başımıza da sanırım başrol oyuncusunun seslendirdiği bir şarkı çaldı bugün. Sertap Erenerden de çok sevdiğim bu şarkıyı bu sanatçıya da çok  yakıştırdım ve sizlerle paylaşmak istedim.


Şarkı 1:29 da başlıyor sadece şarkıyı dinlemek isterseniz ordan başlatabilirsiniz. Ben oldukça etkileyici buldum. Aynı bu şarkı gibi gene yıllar önce ismini hatırlamadığım bir dizide dönence şarkısını dinlemiştim. Bunu paylaşınca o aklıma geldi onuda paylaşayım dedim.




Bununda tabiki orjinal versiyonu bambaşka ama bu oyuncudan da çok severek uzun süre dinledim.


Hepinize mutlu pazarlar sevgiler 😊

Jurassic World: Yıkılmış Krallık

Herkese merhabalar 😀
Uzun zamandır vizyonda olan ve benim ancak geçen hafta vakit ayırabildiğim Yıkılmış Krallık filmi ile ilgili söyleyeceklerim var. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki ben aksiyon ve grafikle desteklenen ve teknoloji konusunu içinde barındıran filmleri izlemeyi çok seviyorum. Bu sebeple fragmanı izledikten sonra bu filme gideceğim kesindi. Ve filme gitmeden önce izleyenlerin yorumlarını okumadım. Daha vizyona girmeden önce başka bir filmin başında reklam şeklinde fragmanı izlemiş giderim diye planlamıştım.


           Filme gitmeden önce beklentim bir tık daha yüksekti diyebilirim. Daha duygusal bir çizgide gideceğini düşünmüştüm. Hikayenin daha derin olacağını falan beklemiştim. Genel olarak bence gidilebilir bir film olsada eksikleri vardı. Bana göre eksikleri; Geliştirilmiş dinazorun hikaye kısmı daha derin anlatılabilirdi. Bakıcı ve dinazor arasındaki bağ daha fazla gösterilebilirdi. Artıları; Grafik kalitesi, ses efektleri açısından oldukça güzel bir film. Nadiren yapay göründüğü olsa da oldukça gerçekçi yapılmış efektler izledim. Özellikle bu tip filmler izlemeyi seviyorsanız gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Ayrıca mümkünse 4DX olarak gitmelisiniz ben çok keyif aldım. Özetle eleştirdiğim yerleri olsa da gidilebilir bir filmdi bence. Güzel vakit geçirdim.

                             Sevgiler.

Not: resimler internetten alıntıdır.

ORDAN BURDAN

Herkese merhabalar😊
Yoğun bir senenin ardından tekrar yazmak garip bir duygu. Hatta ne yazacağımı bile bilemedim. Çok uzun zamandır kendime hedefler koymuş internetle arama mesafe koyma kararı almıştım. Koyduğum hedeflerin büyük bir kısmını gerçekleştirdiğim için çok mutluyum. Benimde biraz tatile ve ara vermeye ihtiyacım olduğuna karar verip ara verme kararı aldım.

       2017 eylülden bu yana öğrencilik, öğretmenlik, kendi kendinin diyetisyeni olma, kendi kendinin spor antrenörü olma gibi bir çok misyon yüklendim. Herbirinde başarı yüzdelerim farklı ama en önemlisi hepsini yaparken de şimdide bu işlerden keyif aldım. İnsan kendine sınırlar koyup sonra koyduğu sınırlar yüzünden mutsuzluk yaşıyor. Bahsettiğim mutsuzluk illa ağır depresyona kadar varan türden olmak zorunda değil. Yüzümüze yapışan hüzün ya da buruklukta aynı şey bence. Aldığım kilolar ve kariyer planımın istediğim yönde gitmemesi sebebiyle üzerime yapışan bir burukluk varmış bende şimdi şimdi anlıyorum. İlla her şeyin dört dörtlük olmasına gerek yok gerekli çabayı gösterdiğimize inandığımız anda iç huzurla birlikte gelen mutluluk hali yaşadığım 10 aylık bir serüven oldu benim için.

        Özet geçmek gerekirse toplamda 12 kg verdim. Ben oldukça kısa boylu bir insanım ve fazla kilomda 16 kg idi. Bunu özellikle yazmak istedim. Daha uzun boylu insanlardan ne var ki daha kısa sürede de verilir tepkisi aldığım için detay kısmını geçmek istedim. Uzun zamandır girmek istediğim üniversitenin master programından özel öğrenci olarak ders aldım eylülde o okulun öğrencisi olmayı hedefliyorum kısmetse😊. Gene 2 senedir sadece özel ders veriyor ve öğretmenlik mesleğini sınıf eşliğinde yapmıyordum. Bu sene bir okulda ara sınıf dersleri dahil bir sürü sınıf dersine girdim. Öğretmenlik en zor mesleklerden biri ama birinin hayatına dokunmuş olma hissi bence harika. Hala realiteye geçmemiş olsa da evlenme fikrine kafamda hazırım artık. Bu seneyi evlilik planlarıyla geçirmek istedim. Hem ders hemde ilgilendiğim alanlarla ilgili oldukça fazla sayıda kitap okudum. 

             Uzun uzun yazıp okuma hevesinizi kaçırmak istemedim. Merak ettiğiniz detay vermemi istediğiniz bir konu olursa belki onunla ilgili yazarım. Belkide eskiden olduğu gibi sadece ilgi alanlarımdan olan bir konu seçer yazarım. Ben buralarda yokken sizler neler yaptınız nasılsınız. Yorum kısmına yazmak isterseniz ben okumaktan çok keyif alıyor olacağım😊. Herkese kucak dolusu sevgiler😊.

Sevgililer Günü için dev hizmet! Her ilişkiye uygun birbirinden farklı hediye önerisi

Evet, yine o malum tarih yaklaştı. Belki uzun zamandır evlisiniz, “Artık Sevgililer Günü mü kaldı bize?” diyorsunuz. Belki uzatmalı sevgilisiniz, her 14 Şubat geldiğinde ne alacağınızı kara kara düşünüyorsunuz. Belki yeni bir sevgili yaptınız, heyecandan ne alacağınızı bilemiyorsunuz. Belki de bu günü evinizde tüylü, minik dostlarınızla geçirecek ve “En güzel sevgi bu!” diyorsunuz. O da mı değil? E, o zaman neden kendi kendinize hediye almıyorsunuz? Tamam, merak etmeyin; bu listede hepinizi düşündük.


 
- İlişkiyi heyecanlandırmak için baştan çıkarıcı bir koku alın. Kokular hafızada yer bırakır ve her yeni koku bambaşka hatıralar yaratır. Hazır kış ayındayken baskın ve egzotik kokuları tercih edebilirsiniz. 

Kadın parfüm önerimiz için tıklayın! 

Erkek parfüm önerimiz için tıklayın! 

- İlişkinizin başladığına dair sosyal medyada boy boy fotoğraflarınızı sergilediniz büyük ihtimalle. Ama unutmayın, geleneksel fotoğraf albümünün anlamı her zaman çok başkadır. O nedenle, HP Sprocket kırmızı fotoğraf yazıcısı sevgililer günü için çok keyifli bir hediye olacaktır.  HP Fotoğraf yazıcısı için tıklayın!
 

- Bu önerimiz ise beylere. Her zaman geç kalmasına sebebiyet verdiği için söylendiğiniz eşinizin makyaj setini yenileyerek şaşkınlık yaratmaya ne dersiniz? Kadınlar kozmetik ürünlere bayılır, biliyorsunuz.  Kozmetik ürünleri için tıklayın!

- Her Pazartesi beraber spor yapmaya niyetleniyor ama ilişkideki bir taraf planları bozuyorsa, şahane bir fikrimiz var. Motivasyonu yükseltecek bir akıllı bileklik! Fiziksel aktiviteleri detaylı bir şekilde takip etmeye olanak tanıyan bu bilekliklerle spordan kaçmak yok, sağlıklı hayata hemen başlamak var. Akıllı Bileklikler için tıklayın!

- Romantiklik önemli. Karşınızdakine ince bir ruhu ve ince zevklere sahip biri olduğunuzu göstermek için en iyi gün, bugün! Hediye edeceğiniz retro bir plakçalarla eski plakları dinleyip, romantik bir akşam geçirebilirsiniz. Retro plakçalarlar için tıklayın!

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Çift Fonksiyonlu Derin Dondurucu

                                                       

İlk önce çift fonksiyonlu derin dondurucunun ne demek olduğu ile başlayalım, zira ilk duyduğumda ne anlama geldiğini ben de anlayamamıştım. Klasik derin dondurucular sadece “derin dondurma” yapıyor, yani içlerindeki tüm gıda ve besinleri -16 / -24 arasındaki bir sıcaklıkta depoluyor. Bunun avantajı, bu sıcaklıkta hemen tüm besinlerin kullanım ömürlerinin son derece uzun olması. Yani yazın dondurduğunuz bir gıdayı, kışın ilk günkü tazeliği ile tüketebiliyorsunuz. Ancak derin dondurma uzun süreli bir çözüm ve kısa sürede tüketmeniz gereken gıdalar için yeterince pratik değil. Aynı şekilde, su oranı yüksek besinler (karpuz, üzüm, vs.) derin dondurma işlemi için pek uygun değil, zira içlerindeki su kristalleşiyor ve gıdanın lezzeti bundan etkileniyor. Bu türden gıdalar için derin dondurucu değil, “soğutucu” kullanmak gerekiyor.

İşte çift fonksiyonlu derin dondurucu modelleri, tam olarak bu işe yarıyor. İstediğiniz zaman soğutma, istediğiniz zaman da derin dondurma yapıyorlar. Bu yüzden, kelimenin tam anlamıyla her besin türü ve her depolama amacı için uygunlar. Ancak, piyasada kaliteli bir çift fonksiyonlu derin dondurucu modeli bulmak oldukça zor. İşte bu nedenle uzun araştırmalardan sonra Uğur Soğutma’ya ait UED 7246 DTK modelinde karar kıldım. Uğur Soğutma’nın bu sektörde 60 yılı aşkın bir deneyimi var ve gerçeği söylemek gerekirse, kayda değer bir rakibi de bulunmuyor. Nitekim UED 7246 DTK’yı birkaç aydan bu yana kullanıyorum ve son derece memnun kaldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Her şeyden önce, bu bir dikey derin dondurucu model. Yani görünüm ve kullanım olarak klasik buzdolaplarına benziyor. 261 litre brüt iç hacmi var ve en kalabalık aileler için bile fazlasıyla yeterli. Derin dondurma, soğutma ve sıfır derecede saklama özellikleri bulunuyor. Besinlerinizi kullanılan moda göre +3 / -24 sıcaklık aralığında depolayabiliyorsunuz. No frost özelliğine sahip olan çift fonksiyonlu derin dondurucu, aynı zamanda A+ enerji sınıfına ait, yani çok az elektrik harcıyor. Ön kapağı üzerinde bir LED ekran var ve tüm ayarları (kapağını açmaya gerek kalmadan) bu ekranı kullanarak yapabiliyorsunuz. Ben Uğur Soğutma’nın çevrimiçi mağazasını kullanarak satın aldım (https://satis.ugur.com.tr/) ancak Türkiye çapındaki bayilerden de alabilirsiniz. Bir derin dondurucu almaya niyetliyseniz, çift fonksiyonlu bu modele muhakkak bir göz atmanızı öneriyorum, kesinlikle pişman olmazsınız.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Dört Anlaşma


Resim inernetten alıntıdır

Neden Televizyon Seyretmiyormuşum


Güzel bir pazartesinden herkese merhabalar 😊
Küçüklükten beri sebebini bilmediğim bir şekilde televizyonla aram yoktur. Hatırlamadığım yaşlarımda oyuncaklarımla ilgilenir oyun oynarmışım (bu bilgi annemden). Hatırladığım yaşlarımda babamla uğraşarak akşamları geçirirdim. Ya da matematikle ilgilenirdim. Matematiği ders, görev, zorundalık görmediğim için hep ilgilendim kendisiyle. Lise üniversite dönemlerinde zaten sınav hazırlıkları arkadaşlarla dışarı çıkmalar derken gene televizyonla aramızda seviyeli bir uzaklık oldu. 😊 Tabi ki asla izlemedim diyemem. Aile izlerken 10 dakika bakmalar falan illaki oluyor. Son 2 yıldır youtubeden ilgimi çeken videoları izlemek gibi bir hobim oluştu. İzlediklerine göre öneriler verir youtube. Zaten bunu hepiniz biliyorsunuzdur. Yakın zamanda bana Bülent Ersoy Banu Alkan kavgası gibi bir şey önerdi. Hemen atlayıp izlemedim ama inatla önermeye devam edince tıkladım ne olabilir ki diye düşünüyor insan. Sonuçta kulvarları farklı birisi büyük bir sanatçı hatta diva ünvanını bile almış ötekini eminim beğenenler vardır. Benim fikrimce yeşilçamda çektiği tüm filmlerde aynı oynayan bir oyuncu. Neyse konuyu dağıttım. İzlemeden önce yorumları okudum. Kimi Banu hanımı kimi Bülent hanımı kimide benim gibi televizyon için ne hallere düştüklerini yorumlamış. İzledikten sonra anladığım kadarıyla dünya güzellerim adında bir program çekiliyormuş. Bülent Ersoy, Safiye Soyman, Banu Alkan ve Burcu Esmersoy bu programla hindistanı geziyormuş. İzlediklerim beni dehşete sürükledi desem abartmış olmam. Bülent Ersoy ve Banu Alkan arasındaki diyaloglarda neler var neler. Marka merakı, özentilik, kendini acındırma, benim param seninkini döver hatta öncesinde kim kiminle beraberdi konusu. Beyfendinin Banu Alkana sağladığı imkanla vs vs. Bunlarda sadece birini karşımızda biri yapsa yerin dibine girer. O kişiyle iletişime geçmemenin yolunu ararız. Bu ünlü hanımlar gayet tüm Türkiye önünde yapıyorlar. Ertesi günde çekimlere devam edip yeni bölüm çekiyorlar yüz yüze bakıyorlar. Hadi ünlü olmayanların reyting uğruna evlenme programlarında sabah kuşağı programlarında itibar düşünmeden yapmalarına bizi zorla alıştırdılar. Ama bunlar ünlü zaten sebep ne. İnsan kendini neden böyle duruma düşürür pesss diyorum. Her geçen gün bir level atlayan televizyon yapımcıları daha ne kadar çığrından çıkacak acaba. Neden izlemediğimi anladığım ve kararımı tasdiklediğim bir deneyim oldu benim için. Umarım insanlar bu tip programları izlemeyi azaltır ve bunlar bir tık azalır.( olmayacağını bile bile diledi 😊).

Pazar Sohbeti


Herkese Merhabalar ✋
Sessiz sedasız pazarıma sizleri ortak etmek istedim. Okuyarak bana katılan herkese teşekkür ederim. Günüm benle başbaşa geçiyor. Kendini dinlemek hem çok büyük bir lüks hem de yalnızlık hissinin getirileriyle birlikte buruk. Ortalama 2 ay önce insülin direnci teşhisim konulduğundan beri belirli bir yeme içme düzeni ve yaşam planına geçim. Bugünde aynı plana sadık kalarak yedim. Kahve saatimi aksatmadım tabiki.☺ Laf aramızda  2 ayda 9 kilo verdim. Bir karara bakıyormuş. Bilgi olarak bildiğim şeyi uygulama olarak görmek çok keyifli. Hedefe doğru ilerliyorum kim tutar beni. Dünya gaz verme şampiyonu gibiyim valla. :) Uzun zamandır çok sevdiğim kitap okuma alışkanlığım bitti. Bu aralar böyle gidecek herhalde canı sağolsun napalım. Yeni yaşam tarzımla hayatıma giren plates var birde. Kendisi tartışmasız çok büyük nimet ama ben kadar esnek olmayan (bağdaş dahi kuramayan) birisi için başlaması sancılı oldu . Gerçi  ara ara vucudum yok canım bu sana göre değil deyip ağrıyor. Bu alışkanlığı da kazanırım ben istersem yaparım (insan isterse yapar). Yıllar sonra ilk defa sevgilimle problemim var. Aşacağımıza inanıyorum umarım öyle de olur. Hayatımın her alanında uyarı alıp kendini toparla sinyallerini gördüğüm bir dönem geçiriyorum diye düşünüyorum. Hayat derslerimi alıp derslerime çalışacağım. ☺ Günüm ve gününüz güzel olsun. Huzur dolu anlar yaşamak dileğiyle.
Sevgiler

Çocuk olmak, Çocuk kalmak, Çocuk kalsak


Resim internetten alıntıdır

Anlatmak, Anlatmaya Çalışmak?

“Çoğu zaman, kelimenin gerçek anlamıyla acıyla farkına varıyorum ki, anlatmak istediğimin yirmide birini bile anlatamadım ve hatta hiçbir şey anlatamadım. Beni rahatlatan şey, Tanrı’nın bir gün bana o gücü ve ilhamı göndereceğine, benim de kendimi eksiksizce anlatabileceğime, kısacası yüreğimdeki ve hayal dünyamdaki her şeyi ortaya koyacağıma dair olan umudumdur.”
Dostoyevski

Neden Bir Su Pınarı Kullanmalısınız?

Buzdolabını açtığınızda dışı buğulanmış pet su şişeleri görmek istemiyorsanız, içtiğiniz suyun sıcaklığını kontrol edebilmek ve hem hijyenik, hem de pratik bir şekilde su içmek istiyorsanız, bir su pınarı kullanmanın zamanı gelmiş demektir. Sanılanın aksine, su pınarları ofislere özgü cihazlar değiller. Evde de rahatlıkla kullanılabiliyorlar, aynı benim yaptığım gibi. Plastik bir pompaya basarak su doldurmaktan sıkıldıysanız ve o plastik pompaların kanserojen maddeler içerdiğini biliyorsanız, sizin de su sebili kullanmanız gerekiyor. Pratik, hijyenik, sağlıklı ve lezzetli: Suyunuz tüm bu özellikleri taşımalı.

Ne yazık ki, piyasadaki su sebillerinin çoğunun üretim kalitesi son derece düşük. Çoğu, maliyeti düşürmek için plastik hazneler ve bölmeler kullanıyor. Bu tarz su sebillerinden uzak durun, zira damacana sulara kıyasla hiçbir faydaları bulunmuyor. Hatta daha sağlıksız oldukları bile söylenebilir, zira plastik bölmeler kısa süre içinde kireç tutup suyun lezzetini değiştiriyor. Yeni su sebili mevzuatına uygun, paslanmaz çelikten imal edilmiş hazne ve bölmelere sahip sebiller tercih etmelisiniz: Uğur Soğutma tarafından üretilen USP 20 D, tüm bu özellikleri taşıyor. 

                                                        
Tek avantajı bu değil elbette, USP 20 D üç musluğa sahip. Bu durum zannettiğinizden daha önemli, zira sıcak ve soğuk su musluklarına ek olarak normal su musluğu bulundurması, hava sıcaklığı uygunsa suyu doğal sıcaklığında içmenizi sağlıyor. Sıcak/soğuk musluklarla oynayarak ideal su sıcaklığını yakalamaya çalışan (ve başaramayan) herkes, bu özelliği takdir edecektir. Soğuk su bölmesi saatte 5 litre, sıcak su bölmesi ise saatte 2 litre su kapasitesine sahip, yani en kalabalık ailelerin (veya ofislerin) bile ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyor. Suyu 5 dereceye kadar soğutabilen, 85 dereceye kadar da ısıtabilen USP 20 D, tüm standart damacanalar ile uyumlu. Alt kısmında da kapalı bir muhafaza alanı bulunuyor: Benim yaptığım gibi, yedek damacanayı burada depolayabilirsiniz. Yaklaşık bir aydan beri kullandığım USP 20 D, tüm beklentilerini karşıladı ve uygun bir fiyata son derece kaliteli bir su sebili sahibi olmamı sağladı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bu modeli https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden peşin fiyatına 12 taksitle satın alabilirsiniz. 

                                             

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Şık Mutfaklar İçin Ankastre Renkli Buzdolabı

Siz de ankastre renginin mutfaklara çok yakıştığını düşünenlerden misiniz? Bu yıl ankastre renklere ilgi çok fazla: Gümüş grisi bu renk, mutfaklarda hakikaten güzel duruyor ve bulunduğu her ortama değer katıyor. En çok da buzdolabı modellerine yakıştığını düşünüyorum, ankastre renkli buzdolapları mutfakların gerçekten de havasını değiştiriyor. Bu nedenle Uğur Soğutma’nın UES 585 D2K NFI A++ isimli buzdolabı modelini görür görmez sipariş etmeye karar verdim: Ankastre renginin en şık tonunu kullanıyor.


Sevdiğim bir renge sahip olması, tek tercih nedenim değildi elbette. Uğur Soğutma’yı gayet iyi tanıyorum, 60 yıldan fazladır derin dondurucu modelleri ile soğutucu cihazlar üretiyor. Açıkçası, bu sektörde rakibi olduğunu düşünmüyorum ve buzdolabının da bir soğutma uzmanından alınması gerektiği kanaatindeyim. Hem markayı, hem de ankastre rengini görür görmez satın alma kararı vermem bundan kaynaklanıyor. Buzdolabını yaklaşık 3 aydan bu yana kullanıyorum ve izlenimlerim şöyle:
 

İç hacmi 585 litre ve fazlasıyla yeterli geliyor. Açıkçası bu büyüklükteki bir iç hacmi, çoğu marka ancak en üst düzey ve en pahalı modellerinde sunabiliyor. ’da ise standart geliyor! Buzdolabı içerisindeki şeffaf sebzelik bölümü özel, zira nem kontrolü yaparak sebzelerin daha uzun süre taze kalmasını sağlıyor. Ayrı bir “0 derece” bölümü de var, süt ve et ürünlerini bu bölüme koyarak kullanım ömürlerini uzatabilirsiniz. 

Buzdolabının no-frost özelliği var ve dondurucu bölmesinin kapasitesi tam 97 litre. Çoğu aile için fazlasıyla yeterli olacak bir kapasite bu. Isı kontrolü tamamen otomatik, bu da maksimum seviyede enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Dış kapağı üzerinde bir LED gösterge var, hem çok şık duruyor ve hem de kapağı açmadan buzdolabı kontrollerine ulaşmanızı sağlıyor. Buzdolabını geceleri de kullanmayı sevenlerdenseniz hiç merak etmeyin: LED aydınlatması, toplam 5 adet temperli cam rafı mükemmel bir şekilde aydınlatıyor. Fiyatının çok üzerinde özellikler sunan UES 585 D2K NFI A++ modelini satın aldığım için çok mutluyum, mutfağım hem çok daha şık bir hale geldi ve hem de çok kaliteli yeni bir buzdolabım oldu! https://satis.ugur.com.tr/item/ues-585-d2k-nf-a/100030 adresinden siz de sipariş verebilir, ödemenizi 12 taksit halinde yapabilirsiniz. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Onaylanma İsteği

Herkese Merhabalar 😊
Akşam annemle çok keyifli bir telefon konuşması yaptık. Annemin anlattığı bir şeylerden yola çıkarak bu konu hakkında yazmak istedim. Öncelikle anlatacaklarım daha anlamlı olsun diye azıcık annemden bahsetmek istiyorum. Minyon tipli diyebileceğimiz kısa boylu bana göre dünya güzeli bir kadın. Benim çocukluğum onun ne kadar güzel olduğu yorumlarını arkadaşlarımdan, komşulardan dinleyerek geçti. 5 sene öncesine kadarda gittiğimiz her yerde ablanız diye hitap edilirdi anneme. Hem boyunun kısa olması hemde yıllar içinde fit kalması sebebiyle yıllarca aynı yaşta kaldığı düşünüldü. 5 sene kadar önce anneme konulan şeker hastalığı teşhisi sonrası bir miktar kilo aldı ve olaylar baya değişti. Aldığı kilolar sonrası kendini daha az beğenir hale geldi. Bana soracak olursanız çokta kilo almadı. Ama onun gibi yıllarını 48 kiloda geçirmiş bir kadın için durum biraz zorlayıcıydı. Şükür ki bu durumuda bir şekilde atlattık ama tüm aile biliyoruz ki eskisi kadar özgüvenli değildi bu dış görüntü konusunda.

Akşam eski bir aile dostumuzu yemeğe davet etmişler güzelde vakit geçirmişler. Şehir dışında okuyan oğullarınıda yemeğe gelmiş. Annemi 3-4 yıldır görmüyordur sanırım. Kapıdan girer girmez anneme ''Siz yaşlılığı bedelli yapıyorsunuz galiba çocukluğumdan beri aynı kadın hiç mi değişmez insan'' demiş. O kadar hoşuna gitmiş ki anlata anlata bitiremedi. Ben tabiki anneme onaylanma isteği içindeymişsin demedim. Ama telefonu kapattıktan sonra aklıma geldi. Yaşımız ne olursa olsun konu ne olursa olsun gerçeklik algımız birilerinin bize o konu hakkında nasıl yorum yaptığına göre değişiyor. Fikirlerimizi başkalarının bize bakışına göre düzenliyoruz. Onaylandığımız konular için bakışımız olumlu, negatif yorumlar duyduğumuz konulara bakış açımız olumsuz. Üstelik dış görüntü gibi reel konularda bile durum aynı.

Benim kendi çevremdeki insanlarla iletişime geçerken çok dikkat ettiğim bir konudur. Arkadaşlarımla ilgili yorumlarda bulunurken eleştiri yapmamaya daha çok onayladığım özellikleriyle ilgili konuşmaya çalışırım. Benim gözlemlediğim tabiki art niyet içinde değiller ama insanlar konuşurken çokta dikkatli değiller. Onaylanma isteği içgüdüsel bir durum insanlar ne derse desin bana işlemez diyebilen varsa ne mutlu ona ama diyemiyorsak günlük kendi onaylamalarımızı yapabiliriz. Blogda sürekli bu günlük onaylamalarla ilgili yazıyormuşum gibi oluyor. Benim günlük yaptığım bir şey olmasının buna etkisi var galiba. Artık buna dikkat etmeye çalışıcam. Birazcık çeşitli konularda yazma planımıda böylece duyurmuş olayım.

SEVGİLER

''Meydan Okuyorum'' (Bende Katılayım Hemen) 1

Herkese Merhabalar 😀
Arada Saçmalamak Lazım'dan görüp beğendiğim etkinliğe bende katılmak istedim. Onun cevaplarını çok sevdim. Toplu cevaplamayı seçmiş. Ben bugün sadece ilk sorusunu cevaplayacağım. Diğerlerinde daha az söyleceğim olacağı için onları birleştireceğim. İlk başlatan İlham Kedisinin Günlüğünün linkini de  şuraya bırakıp cevaplamaya başlayayım ☺

1)Nasıl bir apartmanda büyüdün?


Fotoğrafı gözümüzde canladırmamız kolay olsun diye internetten alıp ekledim. Gaziantepte doğdum. Çocukluğumun bir kısmınıda bizim adına Hayatlı Ev dediğimiz fotoğraftakine baya benzeyen bir evde geçirdim. (hayatlı ev: bahçesi olan ev) Bizim evimiz tek bir bahçenin etrafına tek kattan bloklar şeklinde inşaa edilmiş odalardan oluşuyordu. Oturduğumuz oda ayrı, kardeşimle bana verilen odanın alt katında odunluk ve babamın alet odası, Mutfak ayrı, anne baba odası ayrı her biri üzeri çatılı aynı kocaman bahçeye bakan bir evdi. Bahçenin ortasında yazları içini su doldurduğumuz şimdinin şişme havuzları genişliğinde taş bir yapı vardı. İçine su doldurup önce karpuzu onla soğutur sonra aynı suyla bahçeyi yıkardık. Üzümlerden şire bastık elde etmek için köşesinde bir alanı vardı, ben hiç kullandığımızı hatırlamıyorum 😀. Böyle anlatınca çiftlik türündeymiş gibi düşünülebiliyor. Merkez ilçelerden birinde çıkmaz bir sokak içindeki buna benzer 6 evden birisinde biz otururduk.


 Kardeşimle o evi hem çooook seviyorduk hemde her yıl yeni evimize taşınma planlarımız olurdu. Önce avantajlarını anlatayım istiyorum. Yazları annemle bahçe yıkama(yıkama dediysek faydamız değil zararımız olurdu :)), kuyudan su çekme, komşularla halı yıkma, bahçede her daim hazır salıncak, bisiklete ev sınırları içinde binme ferahlığı, asma (üzüm) ağaçları, salçayı evde yaptığımız zamanlarda komşuların bize toplanması, odamızın bize ait olması, kurban bayramı öncesi koyunu günlerce besleyecek alanımızın olması, hayvan beslemeye uygun şartları çok eğlenceli taraflarıydı. Çileli kısmı kışın başlar bu tür evlerin. Her odaya ayrı soba kurmak ve sürekli uyku öncesi soba yakmak zorunda kalırsınız. Kar yağınca günlerce bahçeden kalkmaz erimez her yere tuz dökülür. Bu arada tek odada tüm aile yerde yatar. Tuvaleti bahçededir çocuk aklımızla gece yarısı tuvalete gitmek imkansızdır. Nedense korkardık :). Hatta bir kurban bayramı öncesi aldığımız koç çok hırçındı. O koç yüzünden tuvalete gitmekten korkardık:). Günlerce onun yüzünden korku yaşamamıza rağmen kesildiği andan sonra 2 gün aralıksız ağlamalarımız olmuştu. Bu kadar büyük bir evde sadece 4 kişilik çekirdek aile yaşayınca anneme çok ev işi düşüyordu. Bu eve taşındığımız zamanlar çocukluğumla ilgili ilk anılarım diyebilirim. Doğduğum evde benzeri ve mini mini haliymiş. Sanırım bu evimizde 3 kış geçirdik. Babam kardeşimle beni karşısına alıp bu evden bir apartmana taşınacağız, anneniz çok yoruluyor, yeni evimiz çok küçük olacak ama asla üşümeyeceksiniz kalorifer var demişti. Bizi balkon hayaliyle kandırdı diyebilirim. Bahçemizin yanında yeni evin balkonu seçeneği varın siz düşünün. Baya bir üzüldük kışın bir sürü şikayet ettiğimiz evden taşındık diye bide surat ettik:). Sonra bir apartmanın 3. katına taşındık uzun süre evin içinde ip atlıyorum diye alt komşunun çoçuğunu uyandırmışımdır. Bahçede yani oyunlarını ev sınırları içinde yapmaya alışan ben için bu ev hiç hoş değildi. Apartmanda yaşam benim ailem gibi bireysel düşünen aileler için zordur. Apartmanın dış cephe boyası ne zaman olsun, yok aidat, yok elektrik şu kadar kullanıldı gibi durumlara babam 5 yıl katlandı. Çeşit çeşit insanın her birinin huyu farklı falan o yıllarda oturmuş sistemler yok. Bu kız bisikletini nerede sürecek. Sokağa çıkmamızı istemeyen annemi çileden çıkardığımız tam 5 yıl :) Biz baya zorlandık ve müstakil başka bir eve taşındık. Üniversite kazanana kadarda o evde yaşadım. Ailem hala o evde oturuyor. Ben ise pekte bayılmadığım bir apartman dairesinde başka bir şehirde. Antep Evleri yıllar içinde ya yıkıldı yerine apartman daireleri yapıldı ya da restorasyon çalışmasıyla lokantaya dönüştü, turistik amaçlarla kullanıldı. Keşke zamanında onları yıkmak yerine kışın oralarda yaşamak için ne yapılabiliri düşünseydik hala orada yaşamayı baya isterdim. Anlatırken o zamanlara gittim sanki iyi ki bu yazıyı yazmaya karar vermişim:)

SEVGİLER

Resimler internetten alıntıdır. Gaziantep'e gittiğim ilk fırsatta albümden resimlerini bulup tarayıp yüklemeye çalışacağım.

Minik Kızın Ayna Motivasyonu

Herkese Merhabalar 😊
Dün yazdığım olumlamaya Annesi'nin Prenses'inin yazdığı yorumla birlikte aklıma gelen bir video olmuştu. Aslında bu yazıyı onun için yazıyorum. Videoda çok bilindik ve eski bir video. Bunu görmüştük vaktimizi çaldın demeyiniz lütfen. 😊
Gelelim videoya

Ufaklığın neşesi şahane. İnançla söylediği her halinden belli. Kendine olan sevgisi elindekilere şükür enerjisi çok etkileyici. Bir tanede bonus video ekleyip yazıyı bitiriyorum. Bu videoda da babası kızına ayna karşısında kendisini sevme motivasyonu yaptırıyor. Umarım bende çocuklarımı böyle yetiştirebilirim.


SEVGİLER

#Günün Olumlaması 7

Herkese Merhabalar 😀
Bugünün olumlamaları kendini sevme üzerinde olacak. Kendini sevme olumlamalarını ayna karşısında yapmak daha etkili olabiliyor. Benim verdiklerim bir kaç örnek aslında sizlerde kendinizi sevme temalı olumlamalarınızı yazıp ayna karşısında deneyebilirsiniz. Başlarda ayna karşısında olumlama yaparken gözlerinin içene bakamamak, çekinmek, kendini kandırma hisleri normaldir alışana kadar devam etmek iyi olacaktır.








SEVGİLER

Meditasyon Öncesi Kendini Topraklama

Herkese Merhabalar😄 
Olumlama yazımda da bahsetmiştim. Yaratıcı imgeleme adlı kitabı okuyorum bu aralar. İlk defa bir kitabı bu kadar yavaş okudum diyebilirim. Halada okuyorum. İçeriğinde çok güzel uygulamalar barındırıyor. Uygulayarak ilerliyorum. Benimde bugün denediğim, her türlü meditasyondan önce enerji akışını sağlamak ve her türlü engeli yok etmek amacıyla kullanılabilecek basit bir imgeleme tekniğini paylaşmak istiyorum.

Sırtınız dik ama rahat bir şekilde bir sandalyeye oturun ya da yerde bağdaş kurun. Gözlerinizi kapayın, 10 dan geriye doğru sayarak ağır ağır soluk alıp verin. Derin bir şekilde gevşediğinizi hissedene dek sürdürün.

Omurganızın en alt kısmına bağlı uzun bir kordonun yere kadar uzandığını, oradan da toprağa girdiğini hayal edin. Dilerseniz bunu, bir ağacın kökünün toprağın altına derin bir biçimde uzanışı olarak da düşünebilirsiniz. Buna ''topraklama kordonu'' denir.

Şimdi, yerin enerjisinin bu kordon vasıtasıyla yukarı doğru (eğer bir sandalyede oturuyorsanız ayak tabanlarınızdan yukarı doğru) çıktığını, bedeninizin her yanından geçerek yukarı doğru akmaya devam ettiğini ve başınızın üzerinden dışarı çıktığını imgeleyin. Bu akışın iyice oluştuğunu hissedene dek aynı görüntüyü resmetmeyi sürdürün. Şimdide kozmosun enerjisinin başınızın üzerinde içeri girdiğini, tüm bedeninizden, topraklama yapan kordonunuzdan ve ayaklarınızdan toprağa aktığını aktığını imgeleyin. Bu iki akışın farklı yönlere gidişini ve bedeninizde uyumlu olarak karıştığını hissetmeye çalışın.

alıntıdır
Yaratıcı İmgeleme
Shakti Gawain


SEVGİLER

#Günün Olumlaması 6

Herkese Merhabalar 😊
Baharın gelişi, sonunda benim kitap okumaya dönebilmem (uzun zamandır eski verimimle okuyamıyordum kör topal ilerliyordu :)), yaza fit girelim tedavi sonrası kilolara elveda derken yazmaya ve internete vakit ayırmadım. Blogdan uzak kalmayıda sevmiyorum ama diğer yaptıklarımlada huzurluyum bakalım dengeyi nasıl bulacağım. Şu aralar baya uzun süredir okuma listemde olan Shakti Gawain'in Yaratıcı İmgeleme kitabını okuyorum. İçinde bol bol olumlama var bende sizlerle paylaşmak istedim. Bugün paylaşacaklarımın konusu isteklerimizin olmamasından ötürü hissettiğimiz korkuyu dönüştürme üzerine.








Bugünlük bu kadar olsun bu kitaptaki olumlamaları vaktim oldukça paylaşmaya devam edeceğim.

SEVGİLER

#Mim: Marka Mimi

Herkese Merhabalar😊
Neşeli bulduğum ve bir mimle karşınızdayım. Mim etkinliklerini oldukça samimi buluyorum. Yazılarını okuyup onunla ilgili ufacık fikir edindiğimiz insanlar hakkında daha fazla bilgi veren bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Mimi başlatan Deep Tone'nun yazısının linkinide ekliyorum okumak isteyenler için.

İllede bu marka olmassa giymem kullanmam takıntılı biri değilim. Ama aldığım ürünü uzun süre kullanma konusunda takıntılıyım galiba.😊 Küçükken tüketim alışkanlıkları daha farklıydı sanırım annem ne aldıysa severek giyer kullanırdım. Ama yıllar içinde bazı markaların kaliteyi sabitlemeleri ya da ürün sonrası verdikleri destek sebebiyle satın alırken onları gözüm arar. Fiyatlarını da bütçeye uydurduğum an alırım.

Gelelim benim marka mimi cevaplarıma

1) Mavi jeans: Alakasız bir yerden kot aldığımda diz izi, yıkandıktan sonra giydiğim kotların kendini salması, renk solması vs vs problemleri sebebiyle maviyi tercih eder oldum. En ufak bir sorunum olduğu zaman sorgulamadan değişim yapmaları da artılarından.

2) Apple: Bu markanın stabil işletim sistemi artısı olduğunu bilmeyen yoktur. Fiyat performans değerlendirmesi yaptığımızda ülkemizdeki kur ve şirketin politikası sebebiyle bizim ülkemizde pahalı olduğunu söyleyebilirim. Bilgisayar olarak geçiş yapamadım gerçi şu an Lenovo kullanıyorum. Teknik desteğinden de fiyat performansından da memnunum ama bütçemi uygun gördüğüm ilk fırsatta bu markaya geçiş yapacağım. Çünkü stabil sistem ve hız benim için gittikçe önem kazanıyor. 

3) Bosch: Dayanıklı olması sebebiyle ailem ve benim için oldukça güvenilir bir firma. Satış sonrası teknik destek anlamında da hızlı hizmet verdiklerini söyleyebilirim. Beyaz eşya yenilememiz gerektiğinde ilk baktığımız ve çoğunluklada karar kıldığımız bir markadır.

4) Yeme içme alışverişlerimde helal damgası var mı konusuna özellikle dikkat eder içerikleri okur çoğunlukla da aynı markaları satın alırım. Çok yenilikçi değilim bu konularda malesef. Malesef diyorum çünkü gün geçmiyor ki bir markanın ürünlerinde kanserojen içerik bulunduğu ya da kötü katkı maddeleri bulunduğu haberleri okumayalım.

Aslında çok fazla konuda bağlılık gösterdiğim markalar var ama daha fazla uzatmak istemiyorum. Söylemek istediğim şu markalar konusuna önem veriyorsam nasıl bütçe yapıyorum. Kıyafet için sezon sonu indirimlerini takip ederim. Son moda olan kotu giymesemde olur yani bir önceki sezon bana fiyat olarak uygun geldiyse onu tercih ederim. Ayrıca bir alana bir bedava ya da %x indirim gibi kampanyaları da takip ederim. Gıda ile ilgili alışverişlerde ailecek toplu alışveriş yapar haliyle promosyon ucuzluğundan faydalanırız. Aldığım şeyleri uzun süreli kullanmayı seven biri olduğum için ben bu şekilde tercih ediyorum. Ucuz ürünleri kullanıp sık yenilemekte bir seçenek bütçe olarak daha uygun olduğunu ben düşünmüyorum belki yanılıyorumdur. Çok sevdiğim bir İngiliz atasözünde söylendiği gibi ''Ben ucuz mal alacak kadar zengin değilim.'' Benim tercihlerim böyle özel olarak kimseyi mimlemeyeceğim. Beğenen benim de fikrim budur diyen herkes davetlimdir.

SEVGİLER

Resim internetten alıntıdır